Bu Hamaklara Yatınca Borcunu Unutuyorsun, Kalkınca Hatırlıyorsun
Haftasonu, sevgili eşimle beraber İstanbul'un keşmekeşinden biraz uzaklaştık; Kuzuluk, Akyazı'daydık. Yemyeşil ağaçlar, şelaleler arasında, amiyane tabirle "doğanın dibi"ndeydik.
Yediğimiz alabalıklardan, bazlama, tereyağı, nutella kombosundan fazla bahsetmeden yazımın esas konusuna geçiyorum:)
Tatil yerlerinde ıvır zıvırların, hatıralıkların satıldığı çarşı misali bir alan olur bildiğiniz üzere.
Akyazı'da böyle bir alanda önce eşimin sonra benim dikkatimi yazımın da başlığı olan aşağıdaki resim çekti.
Anında fotoğrafını çektik tabi, adamcağız kendince bir satış tekniği oluşturmuş, üşenmemiş bir de gitmiş tabela misali bir yazı yazdırmış, bence gayet de etkili olmuş.
Satıcının pazarlama stratejisinden ziyade, bahsetmek istediğim konu ise şu; benim de üyesi olduğum hafta içi çalışan kesim, zaman zaman abartı iş yoğunluğu, stres, pazartesi sendromu gibi icatlar çıkartarak, "erken kalkmak mecburen işe gitmek mecburen eve dönmek mecburen" modunda hayatını idame ettiriyor.
Evet hepimiz çalışıyoruz, hepimizin hayatında yaşadığı çeşitli zorluklar var ve ultra zengin değilsek de bir şekilde para kazanmak zorundayız. E madem büyük resim bu, böyle bir zorunluluğun var neden kendine bir de kendin zehir ediyorsun hayatı her gün söylenerek, sendromlar icat ederek, demezler mi adama? Üstelik bunlar hem özel hayatına hem de iş hayatına olumsuz yansıyorken? Her gün, her gün söylenen birisinin işinde başarılı olma ihtimali var mı sizce?
İtiraf ediyorum ben de zaman zaman söylenen, icatçı kesimden oluyorum ve kendime hayatı çok da kolay zehir edebiliyorum.
Ama artık bunu yapmamaya karar verdim, çünkü hakikaten kendimi üzmekten, yıpratmaktan başka bir işe yaramıyor, bir de etrafımdakileri ben üzgün olduğum için üzüyorum, olumsuz düşününce olumsuzluklar ardı ardına geliyor ve böyle bir kısır döngü içinde kalıveriyorum.
Bu döngüyü tamamı ile kalıcı olarak kırabilmem için benim de zamana ihtiyacım var tabi ama, bu konu hakkında ufkumu genişletmeme yardımcı olan, bundan birkaç hafta önce eğitim aldığım efsanevi eğitmen Erdinç Kutal hocamın da hakkını yememek lazım.
Ne güzel söyledi eğitimde, çalışman gerektiği zaman çalışmayı, dinlenmen gerektiği zaman da dinlenmeyi, yaşamayı bil diye.
Sürekli stres, of, pof la hayat hakikaten geçmiyor; geçmiyor demeyelim de "kaliteli" geçmiyor.
İnsan dinlenmesi gereken zamanlarda tam anlamı ile dinlenmeli, masa başı çalışanların en büyük sorunu olan fiziksel değil zihinsel yorgunluk sadece bu şekilde atılabiliyor. Yarın iş mi var, çok mu sıkıcı, bugün düşünmeyin onu, yarın düşünmek zorundasınız zaten.
Tatilde misiniz, of yarın erken kalkıcam demenin size bir faydası yok, zararı var.
Sizi mutsuz eden, ahlanıp vahlanan, ruh emici insanlardan da uzaklaşabildiğiniz kadar uzaklaşın bakın nasıl değişiyor her şey.
Erdinç hocamın kulakları çınlasın, ne haklıymış:)
Kıssadan hisse, hamaktayken unutun herşeyi, hamağa odaklanın, silin beyninizden sizi mutsuz edecek şeyleri, faydası yok çünkü hiçbirinin, kalkınca, zamanı geldiğinde hatırlarsınız.
Ben denedim, siz de deneyin, denemeye değer ;)
çok güzel özetlemişsin.
YanıtlaSil